![]() |
GÖRÜNMEMEK OLMAMANIN İSBATI DEĞİLDİR... |
![]() |
![]() | |||
BİR ULUS ANCAK DİLİYLE YAŞAR...Tarih: 17:09 on 4/12/2006
ZOR GÜNLERTarih: 16:30 on 4/12/2006
Neredeyse asirlarca suren savaslardan yorgun dusen Kuzey Kafkasya Halklari ruhen ve bedenen binbir savasa denk dusecek bir de surgun yasadi maalesef. Trajediyi görmek adına şu alıntıları eklemek istiyorum:
Son olarak yayılmacı Çarlık ordularına karşı 21 MAYIS 1864Tarih: 16:21 on 4/12/2006
YAŞANANLAR GÖÇ DEĞİL SÜRGÜNDÜ,İNSANLARI VATANLARINDAN ÇIKARABİLİRSİNİZ AMA O İNSANLARIN YÜREKLERİNDEN VATANLARINI ASLA... http://cerkes.free.fr/video/Russian-Circassian.War.1763.-.21.M ay.1864-WWW.CERKES.ORG.exe SAVAŞIN DELİRTEN ÇIKMAZITarih: 10:08 on 29/10/2006
Yorum (2) | Yorum yaz! | Bağlantı
BİYOGRAFİLERTarih: 09:56 on 29/10/2006
![]()
1766 yılında Vubıh bölgesinin Saşe(Soçi) ırmağı üzerindeki Mıtıkhuasua köyünde dünyaya geldi. Vubıh, Abhaz ve Adige dillerini bütün şive ve lehçeleriyle konuşabilen Degumuko Berzeg hem askeri hem de siyasi başarılarılarıyla tüm Kafkasya’da adını duyurmuş ve büyük saygı kazanmıştı. 1830 yılından 1842 yılına kadar Çıle Thariveu Xase (Çerkes Milli Meclisi)de en etkin liderlerden birisi olarak yer aldı. 1839 yılındaki kaleler harekatında güney bölgesi komutanı olarak yer alan Hacı Degumuko Vubıh ve Adigeler’den oluşan 15.000 kişilik birliğiyle Saşe ve Vaye de dahil bir çok Rus kalesini işgal birliklerinden geri aldı. Çıle Thariveu Xase’yi temsilen, 9-12 Mayıs 1841 tarihleri arasında Rus General Anrep ve General Muravyev ile yapılan ancak Rusların akıl almaz tavırları yüzünden sonuçsuz kalan görüşmelere katıldı. 75 yaşına gelmiş olmasına rağmen 1841 yazında en ön safta komuta ettiği birlikleri ile tekrar sahil bölgesinde harekatlar düzenledi.Bu son çarpışmalarda oğullarından dört tanesi şehid oldu. 1841 yılı sonlarına doğru kendi isteğiyle liderlik görevinden ayrılarak köyü Mıtıkhuasua’ya çekildi. Gelecekte Kafkasya Tarihinin isimlerini yazacağı bir çok genç burada Degumuko Berzeg’in "atalığında" yetişti. Kuzey Kafkasya Bağımsızlık Mücadelesini bugün sürükleyen insanlara her yönü ile örnek olmuş lider Hacı Degumuko Berzeg, 1846 yılında Hac Görevini yerine getirmek için gittiği Hicaz’dan dönerken hayata gözlerini yumdu. ![]()
Hayatı ünlü yazarların romanlarından, yüzlerce rivayete kadar konu olmuş Kuzey Kafkasya kahramanı Hacı Murat 19.yy başlarında Dağıstan’ın Hunzah bölgesinde dünyaya geldi. Kafkas-Rus savaşlarında ismini duyurmuş Gitino-Magoma’nın oğludur. Çoçuk yaşta Hunzah medresesinde eğitim aldı, hiçbir zaman bir hedefe iki defa ateş etmediği söylenen Hacı Murat, daha genç yaşlarda at binmesi ve nişancılığı ile ün yapmaya başladı. Süt akrabalığı bulunan Avar Han ailesi ile İmam Hamzat Beg arasındaki kan davası, Murat’ın Hamzat Beg’i öldürmesi ve müridlerin Hunzah’ı terk etmesi ile sonuçlandı. Takip eden dönem içerisinde Hunzah halkının barışçı tutumlarını suiistimal eden Ruslara karşı silahını eline alan Hacı Murat, Rus işbirlikçisi Avar Hanı Ahmet’in komplosuyla tutuklandı. Halkın üzerindeki büyük etkisi göze alınarak, gizlice Rusya içlerine sürülmesine karar verildi.Ancak Temirhan Şura’ya götürülürken firar etmeyi başararak Gotsatl köyüne gitti ve burada bir süre kaldıktan sonra Gimri’ye İmam Şamil’in yanına gitmeye karar verdi. Hamzat Beg olayından dolayı şüphe ile karşılandığı Gimri’de, kendini ispat etme fırsatı verilerek Tloh bölgesi Naibliğine getirildi. Hunzah’taki yandaşlarınında kendisine katılmasıyla kısa sürede büyük başarılar elde etti. Kendisini ele geçirmek için 1841 Şubat’ında Tselmes’e saldıran Rus birliklerini Hunzah’a kadar püskürttü ve bir süre sonra General Bakünin komutasındaki bu birlikleri Hunzah’ı terk etmeye mecbur bıraktı.Bu şekilde Avar bölgesinin neredeyse tamamında hakimiyet sağlayarak İmam Şamil’in etki alanına kattı. Temirhan Şura’dan Doğu Gürcistan’daki Babaratmiskaya’ya kadar Rus kuvvetleri üstüne sayısız baskın düzenledi ve bir süre sonra İmam Şamil’in en cesur ve en başarılı Naibi olarak anılmaya başlandı. 1851 yılının Temmuz ayında düzenlediği Boynakh baskını son askeri zaferi oldu.Aynı yıl içerisinde,üzerindeki sır perdesi hiçbir zaman aydınlanamayan bir olay gerçekleşti, Hacı Murat Vozdveezhenskoy kalesine giderek Ruslar’ın tarafına geçtiğini bildirdi. Bu olay kimilerine göre İmam Şamil ile beraber yaptıkları bir planın kimilerine göre ise Şamil ile aralarının bozulmasının bir sonucu idi. Ancak Hacı Murat adına yakışır bir şekilde, 4 Nisan 1853 günü Vozdveezhhensky kalesi yakınlarında, çok sayıda Rus askerleriyle tek başına girdiği bir çarpışmada şehid oldu. ![]() Bekir Sami Kunduh Kuzey Kafkasya'nın Osetya Bölgesi'nde 1865'da doğmuş ve aynı yıl Anadolu'ya göç etmiş olup, Rus ordusunda General iken hemşehrileriyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu tarafına geçip, Türk ordusunda da Generallik yapmış olan Musa Kunduk Paşa'nın oğludur. Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra Paris'te Siyasal Bilgiler tahsilini tamamladı. Petersburg Elçiliği'nde katiplikle başlayan memuriyeti Amasya Mutasarrıflığı, Van, Trabzon, Bursa, Beyrut ve Halep Valilikleriyle devam etti. Mütareke öncesi son görevi Beyrut Valiliğidir. Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey'in çağrısı ile Anadolu'ya geçmiş ve Sivas Kongresi'nden itibaren Milli Mücadele'nin içinde yer almıştır. Erzurum Kongresi sırasında Sivas'ta olmasına rağmen Heyet-i Temsiliye üyesi seçilmiştir. Sivas Kongresi tarafından da Heyet-i Temsiliye üyeliğine seçilmiştir. Sivas ve Amasya Çerkesleri üzerinde geniş bir nüfuza sahip olan Bekir Sami Bey, tarihte Amasya Mülakatı olarak bilinen ve İstanbul Hükümeti ile Anadolu Temsilcileri arasındaki ilk resmi görüşmede de Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey ile birlikte hazır bulunmuştur. Heyet-i Temsiliye'nin Ankara'ya taşınmasından sonra yapılmış olan son Osmanlı Meclis-i Mebusan toplantısına Amasya Milletvekili olarak katılmış, bu Meclis'in İngilizler tarafından basılmasını takiben Ankara'ya dönüp TBMM'ne katılmıştır. TBMM bünyesinde oluşturulan ilk Hükümet'te Türkiye'nin ilk Dışişleri Bakanı olmuştur. Bu sıfatla Sovyetler Birliği'ne ve Londra Konferansı'na giden heyetlerin başkanlığını yapmıştır. Londra Konferansı sırasında diyalog kurduğu, İngiltere, Fransa ve İtalya Dışişleri Bakanları ile özel birer anlaşma parafe etmek suretiyle Malta'da tutuklu bulunan birçok değerli insanın sürgünden dönüp Milli Mücadeleye katılmasını amaçlamış ise de Ankara'nın onayını almadan yaptığı bu anlaşmalar, Türkiye'nin hükümranlık haklarına aykırı görülmesi üzerine, 8 Mayıs 1921'de Dışişleri Bakanlığı görevinden istifa etmiştir. İstifa öncesinde ve sonrasında TBMM Genel Kurulu'nda heyet içinde yer alan diğer yetkililerin, ağır eleştirilere uğraması üzerine her türlü sorumluluğun kendisine ait olduğunu, hiçbir yetkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, ifade ederek heyetinde görev alan insanların zarar görmesine engel olarak örnek bir davranış sergilemiştir. Altı dil bilen Bekir Sami Bey, Avrupa devletleri nezdinde itibarı ve prestiji olan bir yöneticiydi. Bu yönünü iyi bilen Mustafa Kemal Paşa Meclis olurunu almadan da kendisini iki kez daha Avrupa'ya görevli olarak kulis için göndermiştir. Bir taraftan Türkiye'nin bağımsızlığı için çalışırken diğer taraftan da Kafkasya'nın bağımsızlığı için mücadele etmiştir. Londra'da 12 Şubat-12 Mart 1921 tarihleri arasında yapılan Ortadoğu Konferansı'nda bu tezin savunuculuğunu yapmıştır. İstanbul'da kurulmuş olan "Şimali Kafkas Cemiyeti" ve "Şimali Kafkas Göçmenleri Komitesi" gibi Kafkas göçmenlerinin sorunlarıyla ilgili kuruluşlarda görev yapmış olması nedeniyle Kafkas göçmen sorunlarını iyi bilir Sovyetler Birliği'ne yaptığı ziyaret sırasında Osetya yetkilileri ile eski bir Oset soylusu olarak yapmış olduğu görüşmelerin mana ve mahiyetini bilmesi mümkün olmayan Doktor Rıza Nur tarafından haksız olarak eleştirilere muhatap kılınmıştır. TBMM'nin ilk dönemlerinde iki dönem Tokat Milletvekilliği yapmış olan Bekir Sami Bey, Terakkiperver Cumhuriyetçi Parti'nin kurucuları arasında yer almıştır. İzmir Suikasti nedeniyle bu partinin tüm üye ve kurucularının yargılanması sırasında yargılanmış ve beraat etmiştir. Bu olay kendisini çok üzdüğü için aktif siyasetten 1927’de ayrılıp köyünde sessiz yaşamayı tercih etti. 1933'de İstanbul'da vefat etti. ![]()
Hüseyin Rauf Orbay 1881 yılında İstanbul'da doğdu. Milli Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçtiğinde imparatorluğun hemen her yanına ün salmış milli kahramanlardan biriydi. Bahriye Mektebi'ni bitirmiş, Balkan Savaşı sırasındaki deniz savaşlarında büyük başarılar göstermiş ve bu nedenle "Hamidiye Kahramanı" ünvanını kazanmıştı. İzzet Paşa kabinesinde Bahriye Nazırlığı yaptı, bütün bu parlak başarıların sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş belgesi olan Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kaldı. Malta sürgününden dönen Rauf Orbay 1921'de Ankara'ya gittiğinde kendisine Nafia Vekilliği verildi. Bakanlıktan ayrıldığı yıl Meclis ikinci başkanlığına seçildi, 1922-1923 arasında bir kaç ay Başbakanlık yaptı. 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulduğunda Rauf Orbay, daha önce İkinci Grupta başlattığı muhalefetini bu toplulukta sürdürmeyi daha uygun buldu. 1942-1944 yılları arasında Türkiye'nin Londra büyükelçisi oldu. Rauf Orbay 1964 yılında öldü. Siyasi hatıralarını anlattığı (CEHENNEM DEĞİRMENİ )Siyasi Hatıralarım-isimli eseri yayınevimiz tarafından iki cilt olarak yayınlanmıştır.Eser yakın tarihimizin pek çok gerçeklerini ilk kaynaktan gün ışığına çıkarması nedeniyle yakın tarihimiz açısından çok önemli bir eserdir. Emre Yayınları'nda Çıkan Eserleri : 1- Cehennem Değirmeni - Siyasi Hatıralarım - (2 cilt) KİTABIN ÖZETİ : Rauf ORBAY bu kitap da kendi hayatını anlatıyor. İddiasız sakin, her şeyin sonuçlarına katlanmış bir adam uslübu ile ama çizdiği portre ; Cehennem Değirmeninde öğütülmüş bir namuslu insan hayatı. Hamidiye Kravazörü ile üç denizde mücadele yapan, Osmanlı Kabinesinde Bahriye Nazırlığı ; Milli Mücadele Kabinesinin Başkanı olarak ülkesine hizmette devam eden bir devlet adamı. Kendisine üç kez suikast girişiminde bulunuldu. Hiçbir suçu olmadığı halde, İzmir Suikastı vesilesiyle İstiklal Mahkemesinde on yıl hapse mahkum olduğu zaman onüç yıl yabancı ülkelerde sürgün hayatı yaşayıp aklanmadıkça kendisine verilrn görevlerin hiç birisini kabul etmeyen bir Türk insanı. Rauf ORBAY, Mustafa KEMAL gibi, Kazım KARABEKİR gibi, Milli Mücadelenin olmazsa olmaz nitelikli Komutanlarından dır. Rauf ORBAY ; bir İstanbul efendisi. Bir Hamidiye Süvarisi. Yapıkları ile övünmez, yapmadıkları ile yerinir. Çerkez ETHEM ‘i de Milli Mücadeleye sokan kendisidir. Ege deki Kuşçubaşı Eşref’ in çiftliğine giderek orada gömülü silahlar ve gömülü altınları Mustafa Kemal’e veren yine Rauf ORBAY dır. Lozan görüşmeleri sırasında İsmet Paşa ile anlaşamamış ve başbakanlıktan çekilmiştir. 1945 yılında yapılan ara seçimlerinde İstanbul Bağımsız Millet vekili olarak seçime girdi. Vatan gazetesi ve basın bütün gücü ile desteklese de seçimi kazanamadı. Rauf ORBAY bu olaydan sonra evine çekildi ve hayatının sonuna kadar inzivadan çıkmadı. Demokrat Parti kurulunca yine kendisine baş vurulmuş ancak bunu da kabul etmemiştir. Çünkü İsmet Paşa ile başa çıkamayacağını biliyordu. ORBAY’ ın dönüp bakmadığı olayları İNÖNÜ ustalıkla kullanıyor sonuç alıyordu. Demokrat Parti kurulurken Celal BAYAR ile konuşmuş İNÖNÜ ile oyuna girmemesi konusunda uyarmıştır. Çünkü; İNÖNÜ oyun kurmasını bilen bir adamdır. Bir adamı gözü kestimi eğer suçlu değilse, ona suç işletir, suç işletmezse suç icad ederdi. Nitekim Rauf ORBAY’ ın söyledikleri çıktı. Celal BAYAR ve arkadaşları bir süre sonra idam edildi. Demokratik parti kapatıldı. Bu Rauf ORBAY ‘ın INÖNÜ ?yü iyi tanımasının ve ileri görüşlülüğünün bir ispatı idi. Ama kötü bir ispat, Rauf ORBAY’ ın İNÖNÜ hakkında söyledikleri, ? Türkiye için Demokrasiden gayri çıkar yol yok ama, bunu İsmet Paşa ile yapmak büyük talihsizlik. Oyunda, kurnazlıkta, Mustafa Kemal’e yakın arkadaş olmakta , İsmet Paşadan daha ilerde olduğu düşünülen Fethi OKYAR bile Serbest Cumhuriyet Fırkasını yalvar yakar kurdu da boyunun ölçüsünü aldı. Ama bu gün bu memleket de İsmet Paşa ?sız bir Demokrasi kurulacağına inanıyorum, biz göremeyiz.’ ![]() Abrek Zelimhan Çeçenlerin yetiştirdiği gelmiş geçmiş en ünlü halk kahramanlarından birisidir. Ruslar Çeçenya`ya egemen olmuşlardı ama orada iktidar olamamışlardı. Yerel yöneticiler Abrek Zelimhan`ın kaçağa çıkmasından sonra Çeçenya`da zulüm yapamamışlardır. Zelimhan, hem ailesine eziyet eden hemşehrilerinden, hem de Viedan ve Grozny yöneticilerinden öldürmek suretiyle intikam almıştır. Varlığı ile çeçenlere zulum ettirmemiştir. 26 Eylül 1913 günü öldürülmüştür. Eşref Sencer Kuşcubaşı 1873 yılında İstanbul'da doğdu. Kafkasya'dan göç etmiş Sencer adlı bir Vubih ailesinden olan, Sultan Abdülaziz'in kuşcubaşısı Mustafa Nuri Bey'in oğludur. Harb Okulunun son sınıfında iken Yeni Osmanlılar'la ilişkisi olmakla suçlanarak Hicaz'a sürüldü. Buradan kaçarak Hindistan'a ve Avrupa'ya geçti. Sürgündeki Jön Türklerle işbirliği yaptı. Rumeli'de gizli İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin örgütlenmesinde çalıştı. Meşrutiyetin ilanından sonra da, İmparatorluğun kaderine hakim olan bu partinin militan kadrosu içinde yer aldı. Balkan Savaşı'nın ikinci devresinde Bulgar'ları yenerek Edirne'yi kurtaran kuvvetlerin başında idi. Gönüllü kuvvetleriyle Batı Trakya'yı da ele geçirdi ve bunu da şeklen bağımsız bir Batı Trakya İslam Cumhuriyeti kurdu (1913). Osmanlı Teşkilat-ı Mahsusası'nın kurucularındandır. Bu örgütün başkanı olarak Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kafkasya sınırlarında, Türkistan'da, Arabistan ve Kuzey Afrika ülkelerinde çeşitli eylemleri yönetti. Yemen'deki Osmanlı kuvvetlerine para ve mühimmat götüren bir kafilenin başında iken yaralanarak İngiliz'lerin eline düştü ve Malta adasına sürüldü. Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul'a döndü. Milli Mücadeleye ilk katılanlardan biriydi. İstanbul'daki İlk direniş örgütlerinde, Kocaeli'nde ve Ege'de Kuvayı Milliye'nin örgütlenmesinde rol oynadı. Kuvayı Seyyare'nin T.B.M.M. güçleri tarafindan tasviyesi sırasında o da Yunan işgal bölgesine geçmek zorunda kaldı (1921). Burada da T.B.M.M. Hükümeti'ne karşı bazı eylemler içine girdiğinden Lozan Anlaşmasi'ndan sonra 150'likler listesine dahil edildi ve Türkiye'ye girmesi yasaklandı (1924). Uzun süre çeşitli ülkelerde yaşadıktan sonra 1938 yılında çıkarılan af yasasından yararlanarak Türkiye'ye döndü. İzmir yakınlarındaki çiftliğinde bir süre yaşadıktan sonra orada öldü. ESERLERİ Hayber'de Türk Cengi Teşkilat-ı Mahsusa Arabistan, Sina ve Kuzey Afrika Müdürü Eşref Bey'in Hayber Anıları Eşref Kuşçubaşı Arba Yayınları / Tarih-Anı Dizisi Bu kısa sunuş yazısı şu amaçları taşımaktadır: - Eşref Bey'in "Hayber Cengi" hatıralarını geniş bir bağlam içine yerleştirmek. (Bunun için 1. Dünya savaşı ve Orta Doğu'daki muharebeleri üzerinde durulacak ve Şerif Hüsey'in isyanının arka planı değerlendirilecektir. Eşref Paşa'yla görüştü. İsyan yüzünden, Yemen'deki Osmanlı Kuvvetleriyle tüm bağlantılar kesilmişti. Eşref Bey'e söz konusu kuvvetlere para götürme görevi verildi.) -Yazarın Eşref Bey'le ilişkisini ve elinizdeki çalışmanın nasıl ortaya çıktığını anlatmak - Okura manüskriyi tanıtmak ![]()
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Kafkasya’nın Kabardey yöresinden Anadolu'ya göç ederek Uzunyayla'da yerleşen Ali Berkok'un oğludur. İki kardeşi Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale'de şehit düştü. 1890 yılında Pınarbaşı'na bağlı Yağlıpınar köyünde doğan Berkok, büyük zorluklar içinde öğrenim görerek Harp okulunu ve Harp Akademisini (1910) bitirdi. Önce Makedonya’da, Birinci Dünya Savaşı yıllarında da Irak ve Kafkasya cephelerindeki çeşitli birliklerde kurmay görevlerinde bulundu. İstanbul'daki Kafkas göçmen örgütleri içinde yer aldı. Bağımsız "Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti"nin kurulması ve yaşatılması gayretlerine aktif olarak katılan Kafkasyalı subaylardan biriydi. Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya'da savaşan "İslam Ordusu" ve "Kuzey Kafkasya Kolordusu"nda kurmay subay ve örgütçü olarak görevlendirildi ve atayurdunun bağımsızlığı için savaştı. Mondros Silah Bırakışması’ndan sonra İstanbul'a döndü (1918). Kafkas göçmen örgütlerinin girişimiyle Osmanlı hükümeti tarafından oluşturulan bir kurul içinde tekrar Kafkasya'ya giderek Dağıstan ve Çeçenistan'daki ulusal hareketler içinde yer aldı (1920). Daha sonra Anadolu'daki Kurtuluş Savaşına katıldı. Cumhuriyet döneminde de çeşitli askeri görevlerde bulunarak Tuğgeneral rütbesine kadar yükseldi. Daha Binbaşı rütbesinde iken askeri okullarda ve Harp Akademisi'nde vermeye başladığı tabiye (taktik) dersleri ve bu konudaki eserleriyle "Türk ordusunun hocası" lakabını kazandı ve birçok ünlü askerin hocası oldu. Harp Tarihi Encümeni Başkanlığı’na getirildi (1936). İkinci Dünya Savaşı başında seferberlik nedeniyle önem kazanan Milli Savunma Bakanlığı Seferberlik Şube Müdürlüğü görevindeydi. Daha sonra Askeri Yargıtay Üyesi oldu (1943). "Türkçülük-Turancılık davaları"nı temyizen inceleyen ve yukarıdan gelen tüm telkinlere karşın bu konudaki haksız ve politik kararları bozan kurul içinde yer aldı. 1946'da Askeri Yargıtay Üyesi ve Tuğgeneral iken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. 1950-54 yıllarında TBMM'nde Kayseri Milletvekili olarak görev yaptı. 1954 seçimlerinde yine seçildi ise de Meclis'e katılamadan, Londra'da geçirdiği bir ameliyat sonucu öldü (Mayıs 1954). Harp Akademisi'nde ve askeri okullarda öğretmenlik yaparken yayınladığı taktikle ilgili eserleri bu konunun yetkin ve genel beğeni kazanan örnekleridir. 1939'da yayınlanan "Atatürk" ile ilgili eseri de bu konudaki ilk ciddi çalışmalardan biridir. Çerkes (Adige), Türk, Rus, Fransız, Arap ve Fars dillerini bilen General İsmail Hakkı Berkok'un, Kafkasyalıların yayın organlarında ve askeri dergilerde yayımlanmış çok sayıda yazıları vardır. Bunlar arasında "Büyük Harpte Şimali Kafkasya'daki Faaliyetlerimiz ve 15. Fırkanın Harekatı ve Muharebeleri" (Askeri Mecmua, Sayı : 94, Tarih Kısmı, Eylül 1934) başlıklı uzun makalesi, Kafkas tarihi açısından da özellikle önemlidir. ESERLERİ Kitap halindeki eserleri şunlardır: "340-341 Senesi Harbiye Mektebi Zabitan Kursunda Arazi Üzerine Tatbik Edilen Tabiye Meseleleri" (İstanbul), "Tabiye-i Esasiye" (4 Kitap, İstanbul 1927), "Müşterek Tabiye, Muhtelif Sınıfların Birlikte Sevk ve İdaresi" (Harbokulu Matbaası 1928), "Tabiye Meseleleri" (İstanbul 1928), "Kurtuluş Yolu" (İstanbul 1957), "Tarihte Kafkasya" (İstanbul 1958) Yazarın "Kurtuluş Yolu" adlı felsefi denemesi ile "Tarihte Kafkasya" adlı eseri, kendisinin ölümünden sonra ailesi tarafından yayınlanmıştır. ![]()
1844’te İstanbul’da doğan Ahmet Mithat Efendi, küçük yaşta babasını kaybedince bir süre ağabeyinin gözetiminde öğrenimini sürdürdü. Orta öğrenimini Tophane ve Niş’te tamamladı. Bu arada Fransız dilini öğrendi. Daha sonra Tuna ilinde devlet hizmetine girdi ve Tuna valisi Mithat Paşadan ilgi gördü. Onunla birlikte Bağdat’a gitti. Burada vilayet adına Zevra gazetesinin yayınlanmasında görev aldı. Öğrenciler için, ilk kitapları olan Hace-i Evvel ile Kıssadan Hisse’yi (1870) burada çıkardı. 1871’de İstanbul’a döndü. Evinde küçük bir basımevi kurarak yayıncılık ve gazeteciliği sürdürdü. Dağarcık adlı dergiyi çıkardı. Darwin üzerine yazdığı bir yazı nedeniyle Rodos’a sürgün edildi. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Takvim-i Vekayi gazetesi yöneticiliği ile Matbaa-i Amire Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Daha sonra Tercüman-ı Hakikat gazetesinin çıkmasını sağladı (1877-1912). 28 Aralık 1912’de vefat etti. Ahmet Mithat Efendinin yazı hayatı, kitap sevgisi ve okuma alışkanlığının ülkemizde yerleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Eserleri Hikâyeleri: Kıssadan Hisse ( 1870), Letaif-i Rivayat (1871-1893), Durûb-ı Emsal-i Osmaniye Hikemiyatını Tasvir (1872) Romanları: Hasan Mellah (1874), Hüseyin Fellah (1875), Felâtun Beyle Rakım Efendi (1875), Dünyaya İkinci Geliş (1874), Karı Koca Masalı (1875), Paris’te Bir Türk (1876), Süleyman Musli, Çengi (1877), Yeryüzünde Bir Melek (1878), Henüz On Yedi Yaşında (1880), Karnaval (1880), Vah (1881), Dürdane Hanım (1881), Acaib-i Âlem (1881), Cellat (1883), Esrar-ı Cinayat (1883), Hayret (1884), Haydut Montori (1887), Arnavutlar-Solyatlar (1887), Demir Bey (1887), Gürcü Kızı (1888), Müşahedat (1890), Papazdaki Esrar (1890), Hayal ve Hakikat (1891), Ahmed Metin ve Şirzad (1890), Taaffüf (1895), Gönüllü (1896), Eski Mektuplar (1897), Jön Türk (1908). Oyunları: Açıkbaş (1874), Ahz-i Sar yahud Avrupa’nın Eski Medeniyeti (1874), Hükm-i Dil (1874), Zuhur-i Osmaniyan (1877), Çerkes Özdenleri (1883), Çengi (1884), Eyvah (1884) İki yüzün üzerinde eser vermiş olan Ahmed Mithat Efendinin ayrıca çok sayıda düşünce, inceleme kitapları, ders kitapları, ansiklopedik eser ve çevirileri vardır. ![]()
1903 yılında, bugün Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nin merkezi olan Nalçik'de doğdu. Kafkasya'da Sovyet iktidarının kurulması üzerine 1920 yılında, genç bir lise öğrencisiyken yurdunu terk ederek Türkiye'ye iltica etmek zorunda kaldı. İstanbul'da bir süre kaldıktan sonra Bulgaristan'a giderek liseyi Şumnu'da bitirdi (1925). Çok sayıda Kafkasya'lı mültecinin yerleştiği Çekoslovakya'da bir buçuk yıl yaşadı. Daha sonra Polonya hükümetinin Kafkasya'lı mültecilere tanıdığı olanaklardan yararlanarak Varşova'da Ticaret Akademisi'ni bitirdi. Orada Ziraat Bankası'nda çalışırken, Kafkas mülteci örgütleri ve onların yayın organlarında aktif olarak rol aldı. İkinci Dünya Savaşının patlaması ve Polonya'nın işgali üzerine 1940 yılında İstanbul'a gelerek T.C. yurttaşlığına geçti. Alpullu Şeker Fabrikası'nda dört yıl kadar çalıştı. Sonra serbest hayata atılarak uzun bir süre İstanbul'da serbest muhasebeci olarak faaliyet gösterdi ve emekli oldu (1944-1969). Ahmet Canbek, Polonya’daki Kafkas siyasi göçmenleri tarafından yayımlanan ve siyasal nedenlerle sık sık ad değiştirmek zorunda kalan "Gortsı Kavkaza-Kafkasya Dağlıları" (1930), Severnıy Kavkaz-Şimali Kafkasya (1934), "Put Svoboda-Hürriyet Yolu" (1934), "Borba-Savaş," (1936), "Naşa Tsel-Bizim Dilek, (1936), "Buduşeyee-Gelecek" (1936), "Natsionalnaya Mısl-Milli Fikir" (1937), "Vpered-İleri" (1937), "Naş-Kray-Ülkemiz" (1937), "Prizıv-Çağırış" (1938) vd. Rusça-Türkçe dergilerde yazarlık ve yöneticilik yaptı. Kafkasya’nın yakın ve uzak tarihi ile ilgili değerli araştırmalar yayınladı. Türkiye'de bulunduğu yıllarda da "Birleşik Kafkasya" (İstanbul, 1964-67) ve buna paralel olarak Almanya’da Rusça olarak birkaç sayı çıkabilen "Obyedınennıy Kavkaz" (Birleşik Kafkasya, Münih 1964) dergilerinin yayınlanmasında maddi ve manevi emeği geçti. Bunlarda ve İstanbul'da çıkan "Kuzey Kafkasya" dergisinde de yazıları yayımlandı. 12 Nisan 1978'de İstanbul'da öldü. ESERLERİ "Kuzey Kafkasyalılar Kültür ve Yardım Derneği" tarafından bastırılan "Kafkasya'nın Ticaret Tarihi" (İstanbul 1978) ve "Kuzey Kafkasya Trajedisi" (Kaf Yayınları, İstanbul 1994) adlı iki kitabı ölümünden sonra yayınlanmıştır. Abaza Mehmed Paşa (?-1634) Osmanlı veziri, valisi, devlet adamı, kumandanı ve isyancı lideriydi. Abaza asıllı bir devlet adamı olan Abaza Mehmed Paşa silahtarlık, derya beyliği, Halep ve Maraş valiliği yaparak Osmanlı Devleti kademelerinde yükseldi. Osmanlı-İran Savaşları sırasında Erzurum valisiydi. Erzurum'da Osmanlı-İran Savaşları dolayısıyla çok sayıda yeniçeri bulunuyordu. Savaşlar sırasında çok sıkıntıya düşmüş olan Erzurum halkı ile halka kötü davranan yeniçeriler arasında büyük bir anlaşmazlık oluşmuştu. Yeniçerileri Genç Osman'ın tahttan indirilerek öldürülmesinden sorumlu tutan Abaza Mehmed Paşa yeniçeri ocaklarının kaldırılması taraflısıydı. O yüzden 1621 yılı Eylül ayında kendi bölgesindeki bir çok yeniçeriyi yakalatıp öldürterek bir Celali isyanı başlattı. Yeniçerileri cezalandırarak ortadan kaldırmak amacıyla bir ordusuyla İstanbul'a yürüdü. Bursa'yı kuşattı ama alamadı. Niğde'ye geri çekildi. Bu yenilgilere rağmen uzun bir süre boyunca Erzurum'u yeniçerilere ve Osmanlı Devleti'ne karşı bir ayaklanma merkezi haline getirmeyi başardı. 15 Ekim-25 Kasım 1627 tarihleri arasında IV. Murat'ın sadrazamı Damat Halil Paşa'nın komutasındaki bir ordu Erzurum kalesini kuşattı ama Abaza Mehmed Paşa'nın komutasındaki direnişi kıramayarak geri çekildi. Ertesi yıl 6 Eylül 1628 tarihinde IV. Murat'ın yeni sadrazamı Gazi Ekrem Hüsrev Paşa'nın komutasındaki ordu tekrar Erzurum kalesini kuşattı. 14 gün süren bir kuşatma sonunda Abaza Mehmet Paşa'nın Erzurum'daki direnişini kırarak Erzurum'un kontrolünü ele geçirmeyi başarabildi. Abaza Mehmed Paşa yenildikten sonra İstanbul'a getirildi. İdam edilmesi beklenirken tam tersine zekası ve cesaretinden etkilenen IV. Murat tarafından affedildi ve 22 Eylül 1828 tarihinde Bosna beylerbeyliğine atandı. 1633 yılında IV. Murat Abaza Mehmed Paşa'ya antlaşma koşullarına uymayan Lehistan'a girmesini emretti. Vidin'de Kırım, Eflak ve Boğdan'dan gelen birliklerle buluşan Abaza Mehmed Paşa Lehistan'a girdi. Abaza Mehmed Paşa'nın Lehistan'dan çok miktarda esir ve ganimet alarak geri dönmesi üzerine Lehistan elçisi Trebzinski barış istedi. Yıllık vergi ödemek ve Dinyester nehri üzerindeki kaleleri yıkma koşuluyla Osmanlılar bu barış isteğini kabul ettiler. Lehistan tekrar antlaşma hükümlerine uymayınca 15 Nisan 1634 tarihinde IV. Murat bizzat ordularının başına geçerek Lehistan'a hareket etti. Abaza Mehmet Paşa artık padişahın en yakın çevresine girmiş ve bu seferde padişahın hemen yanında yer almıştı. 27 Nisan 1634 tarihinde ordular Edirne'ye vardığında Lehistan tekrar barışa razı oldu. IV. Murat İstanbul'a geri döndü. IV. Murat Abaza Mehmet Paşa'nın cesaretini ve kahramanlığını çok beğenmekle birlikte her zaman için bir ayaklanma çıkaracağından kuşkulanıyordu. Rum ve Ermeniler arasında çıkan bir anlaşmazlıkta, Abaza Mehmet Paşa'nın Ermenilerden rüşvet alarak onlara çıkar sağladığı gerekçesiyle 1634 yılında idam edildi. Kuyucu Murat Paşa türbesine gömüldü. Abaza Mehmet Paşa kendisine has giyimiyle ilgi toplardı. Giyimi diğer Osmanlı Devlet adamları ve hatta padişah tarafından taklit edilmişti
Enderundan yetişmis, pâdişâh silâhdarı iken vezirlikle Şam valisi olup sonra divanda kubbe vezirliğine tâyin edilmiş 1624 Nisan'da Kemankeş Kara Ali Paşa yerine vezir-i âzamlığa getirilerek hem isyanı önem kazanıp Orta Anadolu'ya kadar yayılan Abaza Mehmet Paşa'yı sindirmeye memur ve hem İran seferine serdar olmuştur. Sadrâzam Çerkez Mehmet Paşa, Kayseri önlerine kadar gelmiş olan Abaza Mehmet Paşa kuvvetlerini mağlûp etmiş ve sonra Tokat'a gelip ilk bahardaki İran seferine hazırlık yaparken orada vefat etmiştir (1034 Rebiulâhır ve 1625Ocak). Sadrâzamlığı 10 ay kadar olup orta derecede iktidarlı hamiyetli ve iyi ahlâklı bir vezir olarak tanınmıştır. Cesedi İstanbul'a naklolunarak Bayezid Camii mezarlığına defnedilmiştir
Kafkasya'nın Adigey yöresinde bir Bjeduğ köyünde doğdu (1873). Hanakhe adını taşıyan ailesi 1874 yılında Osmanlı topraklarına göç etmişti. Öğrenimini İstanbul'da Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi, Kuleli Askeri İdadisi ve Askeri Tıbbiye'de yaptı. Üniversite öğrenimi sırasında, daha sonraları Osmanlı Devletinin kaderine hakim olacak olan "İttihad-ı Osmani Cemiyeti" (İttihad ve Terakki Partisi) adlı gizli cemiyetin kurucuları arasında yer aldı (1889). Askeri Tıbbiye'yi bitirdikten sonra doktor yüzbaşı olarak Osmanlı ordusuna katıldı ve Haydarpaşa Hastahanesinde Zührevi Hastalıklar ihtisası yaptı. 1897 yılında devrimci faaliyetleri nedeniyle tutuklanarak Trablusgarb'a (Libya) sürüldü. On yıl süreyle buradaki sürgünlerin lideri olarak çalışmalarını sürdürdü. Sürgündeki Osmanlı basınında yayımlanan yazıları ve yazışmalarında "Çerkes Lali", "Cevri', "Şahingiray" vb. takma adlar kullanıyordu. 1908 Meşrutiyetinin ilanından sonra askerlikten ayrılarak yönetim görevlerine geçti. Çeşitli yerlerde kaymakamlık, mutasarraflık; valilik yaptı (1909-1917). Osmanlı topraklarındaki Kafkas sürgünleri tarafından oluşturulan "Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti", "Şimali Kafkas Cemiyeti", "Kafkasya İstiklal Komitesi" vb. politik ve kültürel örgütlerde aktif görevler almıştır. Mütareke döneminde, Osmanlı hükümetince savaş yıllarında uygulanan Ermeni sürgünü ve kırımının sorumlularından biri sayılarak tutuklandı. Tutuklu bulunduğu sırada yayınlanan "Sebat" (1919) adlı kitabıyla kendisine yöneltilen suçlamalara açıklık getirmeye çalıştı ise de bu kitap hükümet tarafından toplatıldı. Tutukevinden kaçtı, yakalanacağını anladığı bir anda kendini öldürmek suretiyle yaşamına son verdi (6 Şubat 1919). ESERLERİ Dr. Mehmed Reşid Bey'in küçük yaşlardan başlayarak yazdığı anılarından bir bölümü sağlığında "Cevri" takma adıyla yayınlanmıştır: "İnkılap Niçin ve Nasıl Oldu?" (Mısır 1909). Anılarındaki bazı bölümler ise ölümünden sonra yayımlanmış bulunmaktadır: "Dr. Reşid Bey ve Hatıraları" (Yakın Tarihimiz, Cilt: 3), "İttihat ve Terakkinin Kurucu Üyelerinden Dr. Reşid Bey'in Hatıraları, Sürgünden İntihara" (İzmir 1992, İstanbul 1993)... HAKKINDA YAZILANLAR 1.Dr. Mehmed Reşid Şahingiray Hayatı ve Hatıraları -İttihad ve Terakki Dönemi ve Ermeni Meselesi- Nejdet Bilgi Akademi Kitabevi “... Reşid Bey'in hayatı Osmanlı Devleti'nin son dönemiyle paralel olarak sıkıntılı ve karmaşık sayılabilir. Aslında bu durum Reşid Bey'e mahsus da değildir. Osmanlı'nın son yılları bütünüyle Türk toplumunun sıkıntılı ve çalkantılı yıllarıdır. Reşid Bey Osmanlı'nın son yıllarına damgasını vuran Jön Türk hareketi ve İttihad ve Terakki Cemiyeti içinde şahsi olarak etkili olmakla beraber fazlaca ön planda yer almamıştır. Konuşmaktansa iş yapmayı tercih eden bir uygulama adamı olduğu söylenebilir. Belki de bu yüzden pek fazla kalem oynatmamıştır. Ancak yaşadıklarını bazan notlar halinde, bazan da hatıralar halinde yazdığı gibi, ülke meseleleriyle ilgili raporlar da kaleme alınmıştır...” -Necdet Bilgi- ![]()
Toplum ve siyaset adamı, yazar. 15 Mayıs 1899 yılında Kafkasya’nın Kuzey Osetya yöresinde doğdu. Orta öğrenimini Terekkale'de (Vladikavkaz) yaptı. Petersburg'da gece okuluna devam etti (1916-17). Rus devriminden sonra Kafkasya'nın önce Beyaz, sonra da Kızılordu tarafından işgali üzerine General Vrangel'in kuvvetleriyle birlikte Kırım'a geçti. Kırım'ın da Bolşeviklerin eline geçmesi üzerine Türkiye'ye sığındı. 1922 yılında, Çekoslavakya hükümetinin Kafkasyalı mültecilere tanımış olduğu olanaklardan (burs) yararlanarak oraya gitti ve Brno kentinde yüksek öğrenimini tamamlayarak ziraat mühendisi oldu. Bu arada Prag'da oluşturulan "Kafkas Dağlıları'nın Dayanışma Derneği"nde görevler üstlenerek Prag ve Brno kentlerinde seminerler verdi. Avrupa ve Yakındoğu ülkelerinde örgütlenerek Kafkasya bağımsızlığı için faaliyet gösteren "Kafkasya Dağlıları Halk Partisi" (Narodnaya Partiya Gortsev Kavkaza) adlı örgüt içinde yer alarak İkinci Dünya Savaşı'na kadar bu Parti'nin çalışmalarında görevler üstlendi. 1928 yılı başında Paris'e giderek burada parti organı olarak yayınlanan ve Çerkaski'den sonra birkaç sayı kolektif düzenlemeyle çıkan "Gortsı Kavkaza" (Les Montagnards du Caucase) nın idaresini 25. sayıdan itibaren yüklendi. Kafkasyalı'lardan başka, "Gürcü, Azeri, Ukrayna ve Türkistan örgütlerinin de içinde yer aldığı "Promethee" adlı siyasi hareketin organı olarak Paris'de Fransızca yayınlanan "Promethee" dergisinin redaksiyon komitesinde çalıştı. 1930 yılında "Gortsı Kavkaza" (Kafkasya Dağlıları) dergisi bütünüyle Polonya'ya taşınarak orada yayınlanmaya başlayınca 0 da Varşova'ya gitti ve daha sonra "Severnıy Kavkaz-Şimali Kafkasya" adıyla Rusça-Türkçe yayınlanmaya başlayan bu derginin sorumlu yöneticiliğini üstlendi. Bu dergilerin devamı olan, ama politik gereklerle ve çok sayıda Kafkasyalı göçmenin yaşadığı Türkiye'ye ulaşabilme gayesiyle sürekli isim ve yönetici değiştirmek zorunda kalan Rusça-Türkçe "Put SvobodaHürriyet Yolu" (1934), "Borba-Savaş" (1936), "Naşa TselBizim Dilek" (1936), "Buduşeye-Gelecek" (1936), "Vpered-İleri" (1937), "Natsionalnaya Mısl-Milli Fikir" (1937),"Naş Kray-Ülkemiz"' (1937), "Prizıv-Çağırış" (1938) adlı dergilerde de görev aldı ve yazılar yazdı. B. Baytugan, İkinci Dünya Savaşı başlayınca diğer Kafkasyalı liderlerle birlikte Berlin'e gitti (1942). "Sonderstab Kaukasus" da ve "Kuzey Kafkasya Milli Komisyonu (Komitesi)"nde görev aldı (1942-1945). Savaş sonunda Kafkasyalı mülteciler Bağlaşık'lar tarafından Sovyetler'e teslim edilirken kurtularak önce İtalya'ya sonra da İngiltere'ye geçti. 1953 yılında Batı Almanya’ya döndü ve Münih'e yerleşti. Ahmed Nabi Magoma’nın başkanlığında yeniden oluşturulan Kuzey Kafkasya Milli Merkezi çevresindeki çalışmalara katıldı."'Kavkaz"' (Kafkasya, Der Kaukasus, 1952) dergisine yazı yazdı. Soğuk savaşın bir enstrümanı olarak ABD'nin finanse ettiği ve SSCB'ndeki halkların diliyle yayın yapan "Özgürlük" (Radyo Liberty) radyosunun Kuzey Kafkasya bölümünde çalıştı. 1970'de emekli oldu. Münih'de Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü tarafından yayımlanan İngilizce "'Caucasian Review" (Kafkasya Dergisi), Rusça "Vestnik", Türkçe "Dergi”, Arapça '"Elmecelle" gibi yayınlarda görev aldı ve yazıları yayımlandı. 1964'te birkaç sayı çıkan Rusça "Obyedinennıy Kavkaz" (Birleşik Kafkasya) ve Türkiye'de bunun paraleli olarak yayınlanın "Birleşik Kafkasya” dergilerine katkıları oldu. Yukarıda belirtilen dergilerde ve başka yayınlarda Kafkasya’nın tarih, kültür ve politik sorunlarıyla ilgili çok sayıda yazıları yayınlanmış olan Barasbi Baytugan'ın bir yazısı da "Kuzey Kafkasya" (Samsun 1973) adıyla Türkiye'deki Kafkas Kültür Derneklerinden biri tarafından basılmış bulunmaktadır. Mülteciler arasında aktivite bakımından hiç kimse Barasbi Baytugan kadar faal olamadı. Yaşamı boyunca politik çalışmaların içinde yer alarak kalemini bırakmayan KDB'den sonra KDHP bünyesinde yer alarak partinin yayın organlarını yöneten, konferanslar veren Baytugan, bu arada "Instytutu Wschodniego w Warszawie" (Varşova Şark Enstitüsü)'nın ciddi bir yayını olan "Wschod"'un (Şark) redaksiyon kurulunda bulundu. 1986 yılında Münih’te öldü. Yafevune Abdul Adige şair ve yazar. 1938 yılında Ürdün'de Suveyleh köyünde doğdu. Maddi imkansızlık yüzünden yüksek öğrenim yapamadı ve orduya katıldı. 1956 Arap-İsrail savaşında yaralandı ve madalya aldı. 1960 yılında ordudan ayrıldı. Elektrikçilikle yaşamını kazanırken bir yandan da Çerkes Kültür Derneklerinde çalıştı. İlk şiirlerini bu yıllarda yazmaya başladı. 1965 yılında Ürdün'ü terk ederek atalarının yurdu Kafkasya'ya yerleşti. Halen Kaberdey-Balkar Cumhuriyeti'nde yaşamakta ve yerel basında yazıları yayınlanmaktadır. Çerkes sürgünlerinin yabancı topraklardaki yaşamını anlatan ve Kafkasya'ya dönüş ülkülerini idealize eden "Fvexuis Syxeku" (Selam Sana Yurdum!, Nalçik 1959) anadilinde yayınlanan ilk şiir kitabıdır. Çule İbrahim Hakkı 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sonunda Anadolu'ya göç ederek Adapazarı yöresine yerleşen bir Vubıh ailesindendir. Mısır'da tarım eğitimi gördü. İttihat ve Terakki iktidarına karşı olduğundan Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesi nedeniyle takibata uğradı ve ülkeyi terk ederek savaş yılları boyunca Mısır'da yaşadı. Mondros Silah Bırakışması'ndan sonra çıkarılan af üzerine geri döndü. İzmit ve Adapazarı yöresindeki Kafkas göçmenleri arasından topladığı altı gönüllülerle bölgeye hakim oldu. İstanbul hükümetinin İzmit'e gönderdiği Kuvay-ı İnzibatiye birliklerine de el attı. Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından İzmit'e gönderilen Ahmet Anzavur Paşa ile de işbirliği yaparak yörede adeta bağımsız bir yönetim kurdu ve Kuvay-ı Milliye'ye karşı cephe aldı. İstanbul hükümeti, 7 Temmuz 1920'de kendisini görevden alarak Mutasarrıfı İzmit'e sokmadı. Kuvay-ı Milliye güçlerinin boşaltmak zorunda kaldığı Adapazarı'nı da işgal ederek Maan Mustafa Namık Bey'i buraya kaymakam vekili olarak atadı. Adeta bağımsız bir yönetim kurdu. 1921 yılı Haziran ayı sonlarında İzmit'i terketti. Çule İbrahim Adigece, Abzahca, Türkçe, İngilizce, Arapça biliyordu. Midilli adasına, daha sonra da Mısır'a gitti. 1932 yılında Mısır'da öldü. ![]()
Dağıstanlı (Çoh köyünden) asker, toplum adamı ve yazar. Askeri okullarda okuyarak subay çıktı. 1917 Devrimi sonrasında Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin ulusal ordusunda görev aldı. Kafkasya’nın Kızılordu tarafından işgali üzerine yurdunu terk etmek zorunda kalarak Türkiye'ye iltica etti. Daha sonra Polonya'ya giderek Polonya ordusunda görev aldı ve Kurmay Albay rütbesine kadar yükseldi. 2.dünya savaşında Almanlara esir düştü. Kuzeni Hasan Arslanbek'in (Magoma başkanlığındaki Kuzey Kafkasya Milli Komitesi üyesi) girişimiyle kurtuldu. Polonya ve diğer Avrupa ülkelerindeki Kafkasya politik örgütlerinde ve bunların yayın çalışmalarında görev aldı. "Gortsı Kavkaza" (Kafkasya Dağlıları) ve "Severnıy Kavkaz" (Kuzey Kafkasya) gibi dergilerde yayımlanan Kuzey Kafkasya’nın askeri tarihine ilişkin "Gergebil Savunması", "Ahulgoh Avulu", "Saltı Savunması", "Dağıstan'da 1843 Yılı Askeri Harekatı" gibi makaleleri, bu konuların bir kurmay görüşüyle yazılmış en güzel örnekleridir. "Kuzey Kafkasya Milli Yayınları" arasında yayımlanan "Ahulguh" (Rusça, 1938) kitap halinde yayınlandığını bildiğimiz tek eseridir. İkinci Dünya savaşı sonunda iltica ettiği Mısır'da ölmüştür. ![]()
Çeçenistan'ı özgürlüğü kavuşturan Cahar Dudayev, 1944 yılının Şubat ayında Çeçenistan'ın Yalho köyünde doğdu. Hayata gözlerini açar açmaz Rus baskısı ile tanıştı. 23 Şubat 1944'te Sibirya'ya sürgün edilenlerin arasına katıldığında daha annesinin kucağında 15 günlük bir bebekti. Çocukluk yılları Sibirya bozkırlarında çok güç şartlar altında geçti. Orta öğrenimini burada tamamladı. 1962 yılında Tambov Askeri Pilot Yüksek Okulu'ndan, 1966 yılında da Uzak Mesafe Uçakları Pilot ve Mühendis Yetiştirme Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1974 yılında Gagarin Hava Harp Akademisi'ni de bitiren Dudayev, 1. Sınıf pilot ve mühendis ünvanını kazandı. S.S.C.B. hükümeti tarafından kendisine 12 madalya verildi. Tümgeneralliğe yükseldi. Sovyet tarihinde Stratejik Hava Kuvvetleri'nde Tümen Komutanı olmayı başaran ilk Müslüman olarak adından bahsettirdi. Çeçenistan Devlet Başkanı olmadan önce Baltık Cumhuriyetlerinde yaşanan bağımsızlık hareketlerini bastırmadığı için adı isyancı generale çıktı. 1989'da Estonya'da Stratejik Hava Kuvvetleri Filoları Komutanlığı'nda görev yaparken Baltık ülkelerinde başlayan bağımsızlık hareketlerinin kuvvet kullanılarak bastırılması için Moskova'dan emir aldı. Ancak bu emri "yurdunun bağımsızlığı için mücadele eden bir halkın üstüne bomba atmam" diyerek yerine getirmedi. Moskova bu itaatsizliği hazmedemedi ve Dudayev'e ceza olarak askeri birliği ile birlikte Grozni'ye sürgüne gönderildi. 1990 yılının Mayıs ayında görevinden istifa etti. Rusya bu "isyancı" komutanın önderlik edeceği birçok olaya gebeydi. Kasım 1990'da toplanan Çeçen Halkının Kurultayı'na davet edildi ve sonradan "Çeçen Ulusal Kongresi" adını alan bu halk meclisinin icra kurulu başkanlığına seçildi. 19-21 Ağustos 1991'de Gorbaçov'a karşı girişilen başarısız darbe teşebbüsü sırasında darbecilerin karşısında yer aldı. Akabinde, darbecilerle işbirliği yapan Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Hükümeti'ni düşürmek için başlatılan halk hareketinin başına geçti. Demokratik güçler, aydınlar ve tüm Çeçen halkı kendisini destekledi. 27 Ekim 1991'de yapılan seçimlerde %85 oranında aldığı oyla Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.Rusya'nın 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan'a karşı başlattığı işgal ve soykırım hareketine karşı Cahar Dudayev, "Son Çeçen canını vermeden Ruslar ülkemize hakim olamaz" diyerek, halkına "Cihad" emrini verdi.Dudayev'in önderliğindeki Çeçen halkı, iki yıla yakın bir süre devam eden şanlı bir istiklal mücadelesi verdi. Sonunda Mayıs 1996'da Çeçenistan Ruslardan temizlenerek, Kafkas tarihine yeni bir altın sayfa eklendi.Bu özgürlük lideri, 21 Nisan 1996'da bir suikast sonucu şehid edildi. ![]()
Kuzey Kafkasya'nın efsanevi lideri ve "devletleşme" çabalarının en kayda değer ismi İmam Şamil, 1797 yılında Dağıstan'da Gimri (Genu) köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avarlara mensup Dengau Muhammed'dir. Annesi Aşiltalı Bahu Mesedo, Avar beyi olan Pir Budah'ın kızıdır. Genç yaşında, Rus yayılmacılığına karşı Kuzey Kafkasya'da halkı "gazavat"a çağıran Nakşibendi tarikatına dahil oldu. İlk eğitimini Said Harekani'den aldı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki Efendi'den ders aldı. İmam Hamzat'ın 19 Eylül 1834 Cuma günü Hunzah Camii'nde şehadetinden sonra, 2 Ekim 1834'de Aşilta'da yapılan toplantıda oy birliği ile imamlığa getirildi. 25 Ağustos 1859'da, Gunip kuşatmasında silah bırakıncaya kadar aralıksız mücadeleyi sürdürdü. 1869'a dek Kaluga'da ikamet etti. 1870'te İstanbul üzerinden Hicaz'a geçti. İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlendi. Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin (küçük yaşta öldü), Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Yaygın olarak bilinenin aksine, Şamil asla bir "şeyh" değildi; "siyasi otorite" yi temsil eden "imamet" makamında bulunuyordu. Şamil'in ruh ikliminde Molla Cemaleddin'in yeri büyüktü. Hocasının yanında Şamil, baştan beri büyük bir disiplin ile çalışmış, Arap edebiyatını öğrenmiş, mukayeseli ilim dalları üzerinde çalışmıştı. Büyük yerleşim birimlerinde halkı teşkilatlandırıp, aydınlatmaya çalışan Şamil, Aşilta köyüne yerleşti.Ruslar 1837 Hunzah, Gimri ve diğer önemli yerleşim birimlerini zaptedip kaleler yapmışlardı. Sık sık yer değiştirmek zorunda kalan Şamil, düşmanın uzanmayacağı bir yerde yerleşmeyi önerenlere sağlam bir yere çekilelim, kendi yurdumuzda düşmanla çarpışalım" dedi. Bunun üzerine çok güç zaptedilir bir yer olan Ahulgoh'a yerleştiler. Henüz daha bir yıl olmuştu ki; Ruslar bütün kuvvetleriyle 1838'de Ahulgoh'u ablukaya aldılar. Cesaretin mükemmel örneğini Gimri müdafaasında gösteren Şamil, imamlığının ilk büyük imtihanını ve kumanda üstünlüğünü Ahulgoh ve Surbay savaşlarında da ispat etmişti. Ahulgoh'ta günlerce mücadele eden İmam, buradan kuşatmayı gizlice aşarak Ruslara esir düşmeden Çeçenistan'a gitmeyi başardı. Ruslar bu kuşatmada İmam'ın bir avuç askeri karşısında 3 bin kayıp vermişti. Başına ödül konmuş olan İmam'ın Rus Çarı'na meydan okuyan mektupları ünlüdür. Muhammed Tahir'in vesikaları Şamil'in hayatına ilişkin aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Tahir, Şamil'in vefakar bir maiyeti ve sekreteriydi. Şamil, esaret yıllarında hayatına ilişkin bilgileri dikte ettirmişti. Bu tarihi vesikalar Arapça yazılmıştır. Tahir'in 1882'de ölümünden sonra, oğlu Habibullah eserin yazım işini sürdürdü. Şamil daha genç yaşlarında iken ciddi çalışmaları, spor aktiviteleri ve kahramanlıkları ile adından sözettirdi. Şamil sadece asker kişiliği ile tanınan biri değildi. Uyguladığı başarılı harp taktiklerinin yanısıra adli, idari ve sivil bir devlet mekanizması geliştirdi. Medreselerdeki tedrisata ehemmiyet verdi, fikir ve san'at sahasında büyük adımlar attı. Tarihteki en büyük gerilla lideri sayılan Şamil 4 Şubat 1871'de yetmiş dört yaşında Medine'de vefat etti. Cennet-ül Baki mezarlığına defnedildi. HAKKINDA YAZILANLAR 1.İmam Şamil Kafkasyanın Büyük Harp ve İhtilal Kahramanı Tarık Mümtaz Göztepe İnkilap Kitabevi / Türk Yazarlardan Roman Hikaye Fıkralar Dizisi "Tarık Mümtaz Göztepe" nin çok heyecanlı ve sürükleyici bir üslubla kaleme aldığı bu tarihi büyü harb ve kahramanhk menkıbeleri en muazzam Çar ordularına ve meşhur Rus generallerine Dağıstan ve Çeçenistanı tam 35 yıl dar getiren "İmam Şarnil" in en büyük zaferlerine sahne olan savaşları tamamlayan bu tarihi eser, Milli Kütüphanemizin derin bir boşluğunu doldurmaktadır. 2.Şeyh Şamil Çarlara Başeğmeyen Dağlı Samih Nafiz Tansu İnkilap Kitabevi / Türk Yazarlardan Roman Hikaye Fıkralar Dizisi 3.Sovyet Tarihçiliğinde Şamil (Shamil in Soviet Historiography) Moşe Gammer Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı Dr. Moşe Gammer, Tel Aviv Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Tarihi fakültesi'nde deneyimli (senior) okutmandır. Doktora çalışmasını "London School of Economics" and "Political Science"da yapmıştır. Şamil ile Kafkasya'nın tarihi ve güncel olayları üzerine yayınlanmış bir çok makalesi ve ayrıca "Çar'a karşı Müslüman Direnişi: Şamil ve Çeçenya ile Dağıstan'ın Fethi" (Londra, 1994) adlı bir kitabı vardır. Dr. Gammer Batı'da Kuzey Kafkasya üzerine en üst düzeydeki uzmanlardan biri olarak kabul edilmektedir. -Gökhan Menteş- ![]()
Ünlü güreşçi Yaşar Doğu, 1915 yılında Samsun'un Kavak ilçesine bağlı Karlı köyünde doğdu. Dedesinin köyü olan Emirli'de büyüdü. Güreşe orada başladı. 1938 yılında Ankara'da askerliğini yaparken minder güreşine çıktı. Bir yıl içinde millî takıma yükseldi. Oniki yıl süreyle (1939-1951) Ay-Yıldızlı mayo altındaki yerini muhafaza etti. Bu süre içinde katıldığı 7 şampiyonanın 6'sında şampiyonluğu kazandı. 1961'de Ankara'da vefat etti. Kabri oradadır. Aslen Kafkasyalıdır.Gute Ailesinden.Ailesi (1877-1878) tarihinden kuzey kafkasyadan gelmiştir. Daha önce bebek sayılabilecek çağda iken cepheye giden babasının şehit düştüğü haberi gelmiş, bu yüzden annesiyle birlikte dedesinin köyü olan Emirli'ye göç etmek zorunda kalmıştı. Çocukluğunun geçtiği bu köyde güreşe başladı ve daha delikanlılığın eşiğinde iken yaman bir karakucak güreşçisi olarak adını bütün çevreye duyurdu. Ankara'da askerliğini yaparken bir arkadaşının ısrarı ile Ankara Güreş Kulübü'ne girdi ve orada minder güreşine başladı. Zehir gibi acı kuvveti ve büyük güreş kabiliyeti ile bu güreşte de kendisini derhal gösterdi. Ancak kendisini pek. tecrübesiz buIan yöneticiler onun Avrupa Şampiyonası'nda ezileceğini düşünerek kadroya almak istemediler. Millî Takımın Finlandiyalı antrenörü Onni Pellinen ağırlığını koyarak direnince kendisine millî takımda yer verildi. Böylelikle başarı dolu güreş hayatının ilk millî temasını 1939 Avrupa Şampiyonası sırasında Oslo'da yaptı. Minder güreşindeki olanca acemilik ve millî maç tecrübesizliğine rağmen büyük bir varlık göstererek üç rakibini yendi, bir maçında sayıyla yenik sayılarak Avrupa Şampiyonluğunu kaybetti, ikinci oldu. O zaman, bu bile büyük başarıydı. 1940 yılında İstanbul'da yapılan Balkan Oyunları'nda güreş yaşantısının ilk şampiyonluğunu kazandıktan sonra, İkinci Dünya Savaşı'nın araya girmesiyle millî müsabakalardan uzak altı yıllık bir duraklama devresine girilmişti. 1946 yılında tekrar rakipsiz eleman olarak Millî Güreş Takımımıza girdi. Aynı yıl Stokholm'de yapılan Avrupa Şampiyonası'nda sıtmanın verdiği 40 derecelik hararetle mindere çıkmasına rağmen yaptığı altı güreşi de kazanarak 73 kilonun Avrupa Şampiyonu oldu. 1947 yılında Prag'da yapılan Avrupa Greko-Romen Şampiyonası'nda da Ay-Yıldızlı mayo altındaki yerini muhafaza etti. İlk kez “Demirperde Bloku”nun katıldığı bu şampiyona enteresan bir mahiyet taşımaktaydı. Zira Sovyet Rusya ve peykleri bir demirperde ülkesinde yapılan bu şampiyonada tam bir ittifak içinde idiler. Yaşar, arkadaşlarına yapılan haksızlıkları gördüğü zaman, şampiyonluğu kazanmak için sadece Rus rakibini değil, demirperde hakem blokunu da yenmesi gerektiğini gayet iyi anlamıştı. Bu azimle girdi güreşlere ve rakiplerini çatır çarır yendikten sonra finalde Rus ile karşı karşıya kaldı. Güreşe fırtına gibi girdi. Rus'u tuttuğu gibi yere vurdu. Oyundan oyuna geçiyordu. Bir ara rakibinin sırtını yere yatırdı. Hakemler görmezlikten geldiler. Sonra bir tuş daha yaptı. O da aynı akıbete uğradı. Koca Yaşar kızmıştı. Olanca gazabı ile atıldı, çift sürer gibi sürdü Rus'u. Daha sonra hırsla rakibini çatır çatır çevirdi. Bir pestil gibi sırt üstü mindere serdi ve rakibinin göğsüne çıkıp oturdu. Teker teker bütün hakemlere baktı. Gözleri öfke ile doruydu. Hani “Bu da tuş değil mi be insafsızlar” der gibiydi. Hakemler istemeye istemeye “Evet” dediler. Tuşu da; şampiyonluğunu da bastıra bastıra kabul ettirmişti koca Yaşar... Güreş Dünyasında İsveçlilerin deyimi ile bir “Kara saçlı kuvvet ilahı” olarak parlayan Yaşar Doğu, büyük namını 1948 Olimpiyatları, 1949 Avrupa Şampiyonluğu ile de perçinledi. 1950 yılında Irak ve Pakistan'a yaptığı büyük turnede büyük kuvvet ve güreş bilgisini doğu alemine tanıtmak imkân ve fırsatını da buldu. 1951 yılında Helsinki'de yapılan Dünya Şampiyonası'nda 87 kiloda Ayyıldızlı mayoyu giydi. Çok çabuk kilo alan, buna karşılık çok zor kilo veren bir bünyeye sahipti. Bu yüzden yıllar ilerledikçe sıkleti de yukseliyordu, Nitekim 67 kilo ile başladığı güreş hayatının son şampiyonluğunu Helsinki'de 87 kiloda kazandı. Böylelikle parlak güreş hayatına bir de dünya şampiyonluğu sıfatını eklemiş oldu. Ayyıldızlı mayo altında yaptığı 47 maçın 46'sını kazanan Yaşar, bunların 33'ünde tuş yapmış, 11 maçını ittifakla, 1'ini abandone ile, birini de ekseriyetle kazanmıştır. Galibiyetle sonuçlanan 46 güreşi 690, dakika sürmesi gerekirken; yaptığı tuşlarla bu süreyi 372 dakika 26 saniyeye indirmişti. Güreş hayatını kapattıktan sonra Millî Güreş Takımımıza antrenör oldu. 1955 yılında antrenör olarak Millî Takımımızla gittiği İsveç'te ciddi bir kalp krizi geçirdi. Uzun bir tedavi gördü. Doktorlar kendisine iyi bakmasını, yorulup heyecanlanmamasını söylemişlerdi. Fakat bunu yapamadı. İsveç'ten döner dönmez tekrar kendini güreşe verdi ve 8 Ocak 1961'de Ankara'da bir kalp krizi sonucu vefat etti. not:yasar dogu rus rakibinin üzerine bütün kafkasyalılar adına oturmuştur. ![]()
Mehmed Fetgerey Şöenu, Batı Kafkasya’nın Gdowta-Vendripş bölgesi halkından Atkug Musa Şöenu’nun oğludur. Anne ve babası, 93 (1877) muhaceretinde vatanlarını terk ederek Türkiye’ye gelip, Sapanca nahiyesinin Yanık köyüne yerleşmişlerdir. Çerkeslerin Vubuh dalındandırlar. Mehmed Fetgerey 1890 senesinde bu köyde doğmuş, 5-6 yaşında iken babasının ani vefatı üzerine annesi ve iki kardeşiyle birlikte İstanbul’da bulunan dayısı Habic (Habib) beyin yanına gelmişlerdir. İlköğrenimine devama başladığı Rüştiye mekteplerinin hiç birisi onu doyurmuyor, annesinden, dayısından aldığı Kafkas ve vatanseverlik aşkını tatmin edemiyordu. O, kanında kaynayan aşkın ilhamiyle Türkiye’yi, Türkleri; Kafkasya ve Çerkesleri iyice tanımak, öğrenmek istiyordu. Karakteri de gayet inatçı, sebatkar ve mücadeleci idi. Daha küçük yaşta iken bile kendisince lüzumuna kanaat edemediği herhangi bir işi ona yaptırmak mümkün olmazdı. Nihayet, resmi, klasik tahsilini terk ederek kendi kendini yetiştirmeye koyuldu. Evvela sosyolojiye ehemmiyet vermek ihtiyacını duydu. Tarih kitapları onu meraka sardı. Fakat yabancıların fikir ve görüşlerini öğrenmek lüzumuna da inanıyordu. Fransızca tahsiline başladı. Çeviriler yaptı, ilerletti.İlk okuduğu Fransızca eserler Kafkasya ve Kafkasyalılara ait olanlardı. Okudukları ile çevresindekileri karşılaştırıyor, Türk gençliğinin o zamanki durumu onu çok üzüyordu. Bu üzüntü ile Hayati İçtimaiye adlı eseri yazdı ve yayınladı. Gazeteci Cemal Nuri İleri’nin Çerkes kadınları hakkında yazdığı dokunaklı bir eserinden üzüntü duyarak isyan eden Fetgerey 1914’te Osmanlı İçtimai Aleminde Çerkes Kadınları adıyla bir eser yayınladı. Beşiktaş Jimnastik Kulübünün 2 numaralı kurucusu olmuş, bu külüpte maddi ve manevi emek sarfetmiş ve muvaffakta olmuştu. Gösterdiği gayretten kendisine Üsküp Beden Terbiyesi öğretmenliği teklif edilmiş, hem gençliğe hizmet ve hem de memleket tanımak isteğiyle kabul ederek Üsküp’e gitmiştir.Balkan savaşının feci akıbeti üzerine İstanbul’a dönmüş, tayin edildiği Bursa’ya, beden eğitimi hocalığına gitmiştir. Fakat çerçeveli programlar onu tatmin etmemiş, patlayan Birinci Dünya Savaşı’nda vazifeden istifa ederek cepheye koşmuştur. Bu suretle dayısı İsmail Ziya Bersis (eski İzmit Mebusu) ile Irak hareketlerine iştirak etmiş ve İran seferine katılmıştır. Gerek Irak ve gerekse İran seferlerinin siyasi maksatlı entrikalarının, bunlara karşı Osmanlı idaresizliği Fetgerey’in ruhunda bırakacağı acı hatıralar, hayatının sonuna kadar kalbini burkmakta, dimağını kemirmekte devam etmiştir. Savaşın sonuna kadar cephelerde, vatan uğruna çarpışmış, savaşın kaybedilmesiyle İstanbul’a dönmüştü. Bu arada ilmi, sosyoloji, tarihi etüdlerine devam etmiş, 1922’de Çerkesler ve Çerkeslerin Aslı eserlerini yayınlamıştır. O zamanki idarenin yanlış bir hareketi ile Batı Anadolu’daki Çerkesler’in 1923’te tehcirine başlaması Mehmed Fetgerey’i çok müteessir etmiş ve arka arkaya yayınladığı ARİZE’yi hükümet erkanına, bütün milletvekillerine göndererek yanlışlığın düzeltilmesini istemiştir. Bunun üzerine Mehmed Fetgerey yayından men cezasıyla cezalandırılmıştı. Okuma, arama ve yazmalarına devam eden fakat yayın yapamayan Mehmed Fetgerey; dayısı tarafından sahibi bulunduğu Adapazarı Madenleri İşletmesi Türk Anonim Şirketi’ne memur edilmiş, bu işe ehemmiyetle sarılan Fetgerey, İstanbul Agopyan Hanı’ndaki şirket merkezinde çalışmaya başlamıştır. Ne yazık ki;bir film şirketinin hata ve tedbirsizliği ile ve belediyenin ihmaliyle Agopyan Hanı’nın altında depo edilmiş bulunan filmlerin 19.01.1931 günü parlaması ile bütün hanı boğucu zehirli dumanların istilası neticesinde diğer iki Kafkasyalı mesai arkadaşlarıyla, film gazlarıyla boğularak kurban olmuşlardır. Mehmed Fetgerey ve arkadaşları Maçka mezarlığına defnedilmişlerdir. Kıymetli bir düşünür ve ateşli bir yazar olan Fetgerey Şöenu, en verimli olabileceği bir çağda, kırk bir yaşında acı bir şekilde kaybedilmişti. Fetgerey, sosyoloji ve tarihi pek seven, mert, dürüst, temiz, faziletli, arkadaşlığa önem veren bir vatansever, bir sporcu idi. Havai konulardan hoşlanmaz, konuşmaları daha ziyade bilimsel yöne çevirirdi. Kafkas aşkı en bariz bir vasfı idi. Derin çalışmaları sonucu eserleri Hayati İçtimaiye ve Yaşamın Felsefesi, Çerkes Kadınları, Çerkesler, Çerkeslerin Aslı, Kadınlara Beden Eğitimi, 20 Hareketle Jimnastik Dersleri, Kafkasya ve Servet Menbaları, B.M. Meclisine Birinci Arize, B.M. Meclisine İkinci Arize’dir. Bundan başka beden eğitimi, İran ve Irak seferleri, Irak ve Iraklılar ile Kafkasya’ya ait bir çok eserleri yayınlanmamıştır <- | Sonraki Sayfa -> |
|||
![]() |